Türkiye, "Terörsüz Türkiye" hedefi adı altında yürütülen ve Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'un siyasi parti ziyaretleriyle ivme kazanan yeni bir sürecin ortasındadır.
"Çerçeve yasa" tartışmaları etrafında şekillenen bu süreç; İmralı'dan gelen mesajlar, Kandil'in dayatmaları ve siyaset arenasındaki temaslarla kritik bir boyuta ulaşmıştır.
Ancak sürecin işleyiş biçimi ve aktörlerin talepleri, terörle mücadelede geçmişte yapılan hataların tekrarlanma riskini ve milli birliğimize yönelik ciddi tehditleri bünyesinde barındırmaktadır.
İmralı ve Kandil'in meşrulaştırılması tehlikesi
DEM Parti heyetinin Meclis ziyaretleri öncesinde İmralı'ya giderek terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ile görüşmesi ve ardından paylaşılan "yasal zemin" çağrıları son derece tedirgin edicidir.
Hemen ardından Kandil'den gelen, örgüt yöneticilerinin ve teröristbaşının serbest kalmasını dayatan açıklamalar, terör örgütünün asıl niyetini gözler önüne sermektedir.
Teröristlerle pazarlık masasına oturularak, onların talepleri dikkate alınarak yürütülen bir sürecin terörsüz bir Türkiye inşa etmesi imkânsızdır.
Demokrasi ve siyaset adı altında terörün ideolojisine alan açmak, 50 bin insanımızın katiline taviz vermek, bu vatan uğruna can veren şehitlerimize ve Türk milletine yapılmış büyük bir yanlıştır.
Geçmiş hatalar ve suni "ittifak" söylemi
Terör örgütleriyle yürütülen müzakere ve diyalog süreçleri terörü sona erdirmez; aksine örgütü yeniden toparlanacak ve palazlanacak zamanı tanır.
Geçmişte tecrübe edilen ilk süreçte görüldü ki, bitme noktasına gelen terör örgütü bu tür zeminlerden güç alarak eylemlerine devam etmiştir.
Diğer yandan, teröristbaşının "Kürt-Türk ittifakı" şeklindeki ifadeleri son derece tehlikeli bir algı operasyonudur.
Tarih boyunca ayrılmamış, aynı vatanı ve kaderi paylaşmış bir milleti "iki ayrı tarafmış" gibi gösterip sonra da "ittifak kuruyoruz" söylemini empoze etmek, birliği değil, örtülü bir bölünmeyi hedeflemektir.
Tarihsel ve anayasal kardeşlik hukuku
Türk ve Kürt halkı ayrılmaz bir bütündür; kardeşliği tarihle sabittir. Merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın "Bir kolumu kesseniz Kürt kanı akar, diğer kolumu kesseniz Türk kanı akar; biz kardeşiz, aynı dedenin torunlarıyız" sözü, toplumsal harcımızın özünü açıkça özetlemektedir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk de "Ne mutlu Türk'üm diyene" ifadesiyle Türk milletini etnik bir unsura dayandırmamış, bu topraklarda yaşayan tüm insanları kapsayan birleştirici bir kimlik olarak tanımlamıştır.
Zaten eşit vatandaşlık ilkesi üzerine kurulu Türkiye Cumhuriyeti'nde, sanki bir kesim ikincil konumdaymış gibi "eşit halklar" vurgusu yapmak, Anayasamıza ve Cumhuriyetimizin temel değerlerine hakarettir.
Toplumun gerçek gündemi ve çözüm yolu
Halkın gündemi ile siyasetin önüne getirilen bu süreç arasında büyük bir kopukluk vardır.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın da vurguladığı üzere, toplumda bu tür pazarlık süreçlerine yönelik geniş bir kabul bulunmamaktadır.
"Kürt sorunu" kavramı arkasına sığınarak terör örgütüne alan açmak yerine, bölgedeki gerçek sorunlara odaklanılmalıdır.
Bölge insanının ve tüm vatandaşlarımızın asıl meseleleri; işsizlik, geçim sıkıntısı, adalet arayışı ve eğitim kalitesidir. Ve bu sorunlar sadece bir bölgenin değil, tüm Türkiye'nin sorunlarıdır.
Çözülmesi gereken hususlar bunlardır ve bu sorunlar terör örgütüyle müzakere edilerek değil, devletin imkânlarıyla tüm vatandaşlara eşit hizmet götürülerek aşılır.
Türkiye'nin ihtiyacı terör örgütleriyle pazarlık değil, tavizsiz bir hukuk ve milli bir devlet aklıdır.
- 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve milli geleceğimiz / 21.07.2026
- Hürmüz'den Babülmendep'e gerilim ve küresel kriz / 20.07.2026
- 15 Temmuz sonrası demokrasi muhasebesi / 19.07.2026
- İran’ı değil, Beyaz Saray’ı durdurun! / 18.07.2026
- ABD’nin "İsrail’siz savaş" planına dikkat! / 17.07.2026
- BRICS’e not: Askeri caydırıcılık olmadan ekonomik güç korunamaz / 16.07.2026
- 15 Temmuz’un şifresi, gizlenen gerçekler ve vefa borcu / 15.07.2026
- Müzakere masasından cephe hattına: Orta Doğu'da çöken mutabakatlar / 14.07.2026
- Avrupa Parlamentosu’nun 'hadsiz' Kıbrıs kararı: AB'nin düşen maskesi / 13.07.2026























































