Dünya siyaset sahnesi, gazete manşetlerine yansıyan ideolojik söylemlerin, sınır anlaşmazlıklarının ve askeri gerilimlerin ötesinde, çok daha derin ve sessiz bir savaşa ev sahipliği yapıyor: Finansal egemenlik savaşı.
Doğu Avrupa'daki kanlı çatışmalardan Latin Amerika'daki siyasi müdahalelere, Doğu Akdeniz ve Basra Körfezi'ndeki gerilimlerden Doğu Asya'daki güç gösterilerine kadar pek çok krizin temelinde, Doğu ve Batı blokları arasında sıkışan küresel iktisadi düzen yer almaktadır.
ABD liderliğindeki Batı dünyası, kan kaybeden finansal hegemonyasını korumaya çalışırken; gelişmekte olan Doğu dünyası ise onlarca yıldır süren bu ekonomik esaretten kurtulmanın formülünü aramaktadır.
Dolar tuzağı ve milli paralarla ticaretin mantığı
Küresel ticaretin uzun yıllardır devam eden en büyük paradoksu, iki ülkenin kendi arasında yaptığı mal veya hizmet alışverişinde üçüncü bir ülkenin para birimini kullanmak zorunda bırakılmasıdır.
Örneğin Rusya Çin'e ya da İran Türkiye'ye ürün sattığında, ödemenin Amerikan doları cinsinden yapılması, ticarete konu olan hiçbir ürün üretmediği halde ABD'ye muazzam bir "senyoraj" (para basma yetkisinden doğan kâr) ve denetim imkânı sağlamaktadır.
İşte tam bu noktada, yıllar önce kavramsallaştırılan ve küresel ticarette devrim niteliği taşıyan "milli paralarla ticaret" modeli devreye girmektedir.
Malum, milli para ve milli paralarla ticaret projesi, Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'ne ait bir projedir ve 2005 yılında uluslararası kongreyle tüm dünyaya ilan edilmiştir.
Bu yaklaşım; bir ülkenin parasının değerinin kendi üretimi, emeği ve yerel kaynaklarıyla belirlenmesi gerektiğini savunur.
İki ülke arasındaki ticarette üçüncü bir gücün parasının devre dışı bırakılması; örneğin Türkiye ile İran ticaret yaparken TL ve Riyal/Tümen kullanılması veya Rusya ile Çin'in Ruble ve Yuan üzerinden anlaşması, küresel finansal sömürü çarkına vurulacak en büyük darbedir.
Ticaret yapan ülkelerin rezervlerine sürekli dolar istiflemek zorunda kalmaması, doğrudan Batı eksenli finansal vesayetin kırılması anlamına gelmektedir.
Petrodolar sisteminin çöküşü ve ABD'nin "aşil tendonu"
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Bretton Woods sisteminin çöküşünün ardından ABD, para birimini küresel ölçekte vazgeçilmez kılmak için stratejik bir hamle yaptı: Petrodolar sistemi.
Dünya enerji ticaretinin —özellikle petrol ve doğalgazın— yalnızca dolar üzerinden yürütülmesi şartı, Amerikan dolarını uluslararası piyasaların oksijeni haline getirdi. Ancak son yıllarda bu sistem ciddi bir kırılma yaşamaktadır.
Rusya'nın Avrupa ve Batı ülkelerine sattığı doğalgaz ve petrol karşılığında Ruble şartı koşması, küresel sistemde deprem etkisi yarattı.
Ukrayna krizi ve sonrasında Batı ile Rusya arasına örülen duvarlar, aslında enerji ticaretinde dolar dışına çıkma arzusunu cezalandırma gayretinin bir tezahürüdür.
Venezuela'ya yönelik müdahaleler ve İran'a uygulanan ağır yaptırımlar/çatışma zemini, yine enerji arzının Petrodolar kontrolünden çıkmasını engelleme amacına dayanmaktadır.
Bu durum, ABD güç mimarisinin en hassas noktasını ortaya koymaktadır.
Zira Pentagon, temel varlık sebebini ve finansmanını doğrudan Doların küresel hakimiyetinden almaktadır.
Doların rezerv para statüsünü kaybetmesi, ABD ordusunun ve küresel hegemonyasının "Aşil tendonu" (en zayıf noktası) haline gelmiştir.
Yeni dünya düzeni: Bloklar arası iktisadi hesaplaşma
Gelişmekte olan ülkelerin ve Doğu bloğunun küresel finans sistemindeki kırılganlıkları fark etmesi, jeopolitik dengeleri kökünden değiştirmektedir.
Tayvan veya Filipinler merkezli Doğu Asya gerilimlerinden Latin Amerika'ya kadar uzanan tüm potansiyel çatışma alanları, bu büyük ekonomik hesaplaşmanın birer uzantısıdır.
Abbas Arakçi gibi Doğu dünyasının diplomatik figürlerinin küresel ticaret sistemini ve kur bağımlılığını gündeme getirmesi, Batı'nın zayıf noktasının artık açıkça analiz edildiğinin bir ilanıdır.
Çin Yuanı, Rus Rublesi ya da yerel para birimlerinin küresel ticarette payını artırması; ticari bağımsızlığı getirmekle kalmayıp, küresel güç dengesini, tek kutuplu yapıdan çok kutuplu bir dünyaya doğru dönüştürmektedir.
Günümüzde tanık olduğumuz savaşlar, krizler ve askeri müdahaleler sadece toprak parçaları ya da siyasi rejimler için değil, paranın kontrolü için verilmektedir.
Küresel finansal esaretten kurtulmak isteyen ülkelerin izlemesi gereken yegane yol, yerli üretimi desteklemek, emeğin değerini korumak ve ikili ticarette üçüncü ülkelerin paralarını denklem dışı bırakarak kendi milli paralarıyla hareket etmektir.
Dünya, sömürü düzenine dayalı Petrodolar çağının sonuna doğru ilerlerken; bu dönüşümün sancıları ne yazık ki sıcak çatışmalar ve küresel türbülanslar şeklinde sahneye yansımaya devam edecektir.
- ABD’nin İran’a saldırılarının gölgesinde İsrail’in korunma stratejisi / 25.07.2026
- Sevr'in karanlığından Lozan'ın aydınlığına / 24.07.2026
- ABD’nin çift cephe ve kaynak yetersizliği çıkmazı / 23.07.2026
- Pazarlıkla terör bitmez: "Çerçeve yasa" ve riskleri / 22.07.2026
- 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve milli geleceğimiz / 21.07.2026
- Hürmüz'den Babülmendep'e gerilim ve küresel kriz / 20.07.2026
- 15 Temmuz sonrası demokrasi muhasebesi / 19.07.2026
- İran’ı değil, Beyaz Saray’ı durdurun! / 18.07.2026
- ABD’nin "İsrail’siz savaş" planına dikkat! / 17.07.2026






















































