"Birinci işiniz siyaset, ikinci işiniz ibadet, üçüncü işiniz maişet."
Ebedi liderimiz, Baş Hoca Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce Başkanlık Divanı toplantısında söylediği bu cümle, ilk duyulduğunda birçok insana ağır gelebilir.
"Siyaset nasıl olur da ibadetten önce gelir?" diye soranlar olacaktır.
Bu sorunun cevabı, siyasete nasıl baktığınızla ilgilidir.
Eğer siyaset; seçimden seçime hatırlanan, makam elde etmek için yapılan, kişisel kariyer planlarının bir parçası olan bir uğraş ise elbette bu söz doğru anlaşılmaz.
Ama Prof. Dr. Haydar Baş'ın tarif ettiği siyaset bu değildir.
Onun tarif ettiği siyaset; milletin geleceğini dert edinmektir.
Bir çocuğun nasıl bir eğitim alacağını düşünmektir.
Bir gencin neden umutsuz olduğunu sorgulamaktır.
Emeklinin, işçinin, çiftçinin, esnafın derdini kendi derdi bilmektir.
Üreten bir ekonomiyi savunmaktır.
Adaleti, hukuku ve sosyal devleti ayakta tutmaktır.
Kısacası, milletin kaderiyle ilgilenmektir.
Bugün hayatımızın hangi alanına baksak, arkasında siyasi kararları görürüz.
Çocuğumuzun eğitimi…
Kazandığımız ücret…
Ödediğimiz vergi…
Sağlık hizmetleri…
Adalet sistemi…
Üretim, istihdam, güvenlik…
Bunların hiçbiri siyasetten bağımsız değildir.
İşte bu yüzden siyaseti hayatının dışında tutan insan, aslında kendi geleceği üzerinde söz söyleme hakkından da vazgeçmiş olur.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın "Birinci işiniz siyaset olsun." sözü, işte bu sorumluluğun ifadesidir.
Çünkü doğru siyaset yapılmazsa, yanlış kararlar milletin kaderi olur.
İyi insanlar siyasetten uzak durursa, kötü yönetimler güç kazanır.
Sessizlik arttıkça adaletsizlik büyür.
Bu sebeple Bağımsız Türkiye Partisi kadroları için siyaset, haftada birkaç saat ayrılan bir faaliyet değildir.
Siyaset; milletin derdiyle dertlenmektir.
Siyaset; çözüm üretmektir.
Siyaset; bulunduğun şehirde sorumluluk almaktır.
Siyaset; yalnızca eleştirmek değil, alternatif ortaya koyabilmektir.
Bizim siyaset anlayışımızın merkezinde insan vardır.
Kapısını çaldığımız her ev…
Elini sıktığımız her vatandaş…
Dinlediğimiz her genç…
Bizim için sadece bir ziyaret değildir.
Onlar, milletimizle kurduğumuz gönül köprüleridir.
Prof. Dr. Haydar Baş, fikirleriyle bize yalnızca bir parti bırakmadı.
Bize bir sorumluluk bıraktı.
Türkiye'nin yeniden güçlü, üreten, adil ve bağımsız bir ülke olması için mücadele etme sorumluluğu…
Bugün Genel Başkanımız Sayın Hüseyin Baş'ın liderliğinde yürütülen mücadele de aynı sorumluluğun devamıdır.
Bizler bu davanın mensupları olarak, siyaseti bir makam yarışı değil, milletimize karşı yerine getirilmesi gereken bir emanet olarak görüyoruz.
Çünkü biliyoruz ki, bu ülkenin geleceği seyredenlerle değil; sorumluluk alanlarla değişecektir.
Siyaseti hayatının merkezine koyan insan, aslında kendi çıkarını değil, milletinin geleceğini merkeze koymuştur.
İşte bu yüzden Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce söylediği o cümle, bugün her zamankinden daha anlamlıdır:
"Birinci işiniz siyaset, ikinci işiniz ibadet, üçüncü işiniz maişet."
Bu söz, bir öncelik sıralamasından çok bir dava çağrısıdır.
Bu çağrıya kulak verenler, yalnızca bir siyasi hareketin değil; Türkiye'nin geleceğini inşa edecek büyük yürüyüşün de parçası olacaktır.
Çünkü biz siyaseti, bir meslek olarak değil; milletimize karşı taşıdığımız bir emanet olarak görüyoruz.
Ebedi liderimiz, Baş Hoca Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce Başkanlık Divanı toplantısında söylediği bu cümle, ilk duyulduğunda birçok insana ağır gelebilir.
"Siyaset nasıl olur da ibadetten önce gelir?" diye soranlar olacaktır.
Bu sorunun cevabı, siyasete nasıl baktığınızla ilgilidir.
Eğer siyaset; seçimden seçime hatırlanan, makam elde etmek için yapılan, kişisel kariyer planlarının bir parçası olan bir uğraş ise elbette bu söz doğru anlaşılmaz.
Ama Prof. Dr. Haydar Baş'ın tarif ettiği siyaset bu değildir.
Onun tarif ettiği siyaset; milletin geleceğini dert edinmektir.
Bir çocuğun nasıl bir eğitim alacağını düşünmektir.
Bir gencin neden umutsuz olduğunu sorgulamaktır.
Emeklinin, işçinin, çiftçinin, esnafın derdini kendi derdi bilmektir.
Üreten bir ekonomiyi savunmaktır.
Adaleti, hukuku ve sosyal devleti ayakta tutmaktır.
Kısacası, milletin kaderiyle ilgilenmektir.
Bugün hayatımızın hangi alanına baksak, arkasında siyasi kararları görürüz.
Çocuğumuzun eğitimi…
Kazandığımız ücret…
Ödediğimiz vergi…
Sağlık hizmetleri…
Adalet sistemi…
Üretim, istihdam, güvenlik…
Bunların hiçbiri siyasetten bağımsız değildir.
İşte bu yüzden siyaseti hayatının dışında tutan insan, aslında kendi geleceği üzerinde söz söyleme hakkından da vazgeçmiş olur.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın "Birinci işiniz siyaset olsun." sözü, işte bu sorumluluğun ifadesidir.
Çünkü doğru siyaset yapılmazsa, yanlış kararlar milletin kaderi olur.
İyi insanlar siyasetten uzak durursa, kötü yönetimler güç kazanır.
Sessizlik arttıkça adaletsizlik büyür.
Bu sebeple Bağımsız Türkiye Partisi kadroları için siyaset, haftada birkaç saat ayrılan bir faaliyet değildir.
Siyaset; milletin derdiyle dertlenmektir.
Siyaset; çözüm üretmektir.
Siyaset; bulunduğun şehirde sorumluluk almaktır.
Siyaset; yalnızca eleştirmek değil, alternatif ortaya koyabilmektir.
Bizim siyaset anlayışımızın merkezinde insan vardır.
Kapısını çaldığımız her ev…
Elini sıktığımız her vatandaş…
Dinlediğimiz her genç…
Bizim için sadece bir ziyaret değildir.
Onlar, milletimizle kurduğumuz gönül köprüleridir.
Prof. Dr. Haydar Baş, fikirleriyle bize yalnızca bir parti bırakmadı.
Bize bir sorumluluk bıraktı.
Türkiye'nin yeniden güçlü, üreten, adil ve bağımsız bir ülke olması için mücadele etme sorumluluğu…
Bugün Genel Başkanımız Sayın Hüseyin Baş'ın liderliğinde yürütülen mücadele de aynı sorumluluğun devamıdır.
Bizler bu davanın mensupları olarak, siyaseti bir makam yarışı değil, milletimize karşı yerine getirilmesi gereken bir emanet olarak görüyoruz.
Çünkü biliyoruz ki, bu ülkenin geleceği seyredenlerle değil; sorumluluk alanlarla değişecektir.
Siyaseti hayatının merkezine koyan insan, aslında kendi çıkarını değil, milletinin geleceğini merkeze koymuştur.
İşte bu yüzden Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce söylediği o cümle, bugün her zamankinden daha anlamlıdır:
"Birinci işiniz siyaset, ikinci işiniz ibadet, üçüncü işiniz maişet."
Bu söz, bir öncelik sıralamasından çok bir dava çağrısıdır.
Bu çağrıya kulak verenler, yalnızca bir siyasi hareketin değil; Türkiye'nin geleceğini inşa edecek büyük yürüyüşün de parçası olacaktır.
Çünkü biz siyaseti, bir meslek olarak değil; milletimize karşı taşıdığımız bir emanet olarak görüyoruz.
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
- Siyaset birinci işimizdir / 08.07.2026
- Faiz enflasyonu düşürür mü? Maliyet artışı ve enflasyon ilişkisine bakış / 21.03.2026
- Dolar İmparatorluğu sarsılıyor mu? Milli paralarla ticaret tartışması / 18.03.2026
- Hürmüz Boğazı: Görünen petrol, görünmeyen para savaşı / 17.03.2026
- Emeklilerin şehirleri: Üretim kaybedilince ne olur? / 12.03.2026
- Enflasyonun görünmeyen dinamiği: Kur, maliyet ve üretim / 09.03.2026
- Kaynak kıtlığı miti ve Milli Ekonomi Modeli / 08.03.2026
- Milli Ekonomi Modeli: Ekonomiden öte bir medeniyet perspektifi / 07.03.2026
- Borç, kur ve kırılganlık: Krizlerin matematiği ve Milli Ekonomi Modeli / 28.02.2026
- Tarımsal destek, büyüme ve Milli Ekonomi Modeli / 27.02.2026
- Faiz enflasyonu düşürür mü? Maliyet artışı ve enflasyon ilişkisine bakış / 21.03.2026
- Dolar İmparatorluğu sarsılıyor mu? Milli paralarla ticaret tartışması / 18.03.2026
- Hürmüz Boğazı: Görünen petrol, görünmeyen para savaşı / 17.03.2026
- Emeklilerin şehirleri: Üretim kaybedilince ne olur? / 12.03.2026
- Enflasyonun görünmeyen dinamiği: Kur, maliyet ve üretim / 09.03.2026
- Kaynak kıtlığı miti ve Milli Ekonomi Modeli / 08.03.2026
- Milli Ekonomi Modeli: Ekonomiden öte bir medeniyet perspektifi / 07.03.2026
- Borç, kur ve kırılganlık: Krizlerin matematiği ve Milli Ekonomi Modeli / 28.02.2026
- Tarımsal destek, büyüme ve Milli Ekonomi Modeli / 27.02.2026

























































