HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 28 TEMMUZ 2021, ÇARŞAMBA

Ulusal direncimize saldırılar

08.08.2001 00:00:00
Bir istihbarat hikâyesi;

Çok önemli bilgilere sahip Rus bilim adamı, CIA tarafından kaçırılır. Amaç buluş sahibi fizikçiyi konuşturarak kritik bilgileri ele geçirmektir.

Ancak ünlü bilimadamı, CIA'nın uyguladığı tüm tedbirlere rağmen ülkesine duyduğu bağlılık nedeniyle konuşmaz. Bunun üzere CIA adeta tek kişi üzerine kurulu bir yalan dünya kurgular. Hedef ünlü bilim adamını üçüncü dünya şavaşı çıktığına ve Rusya'nında bu savaşı kaybettiğine inandırmaktır.

Bunun için sadece kaçırılan bilimadamının izlediği televizyon kanallarından sözde savaş görüntüleri yayınlanır, bilimadamının yaşadığı şehir bombalanır ve tek kişi bile kurtulamaz. Senaryoyu desteklemek üzere yine sadece bilim adamının okuduğu gazete çıkarılır. Televizyondaki görüntüleri, gazetedeki yazıları teyid eden önceden planlanmış sürpriz olaylarla, gizli telefonlarla Rusya'nın yerlebir olduğuna üstelik ailesini de kaybettiğine bilim adamı, sonunda ikna edilir.

Herşeyini kaybeden fizikçi de artık birşey saklamanın anlamsızlığına inanarak, tüm bildiklerini CIA'ya aktarır.

Nereden nereye...

Kıbrıs'ın Türkiye için taşıdığı önemi anlatmaya sanırız gerek yok. Kıbrıs'ı kaybedecek Türkiye'nin, Anadolu coğrafyasında yaşaması herhalde mümkün olmaz.

Kıbrıs Barış Harekatı öncesini ve savaşı yaşayan bir neslin hala hayatta olması, toplumsal direncimiz açısından önemli bir dinamiğe işaret eder. Savaş şehidi bir neslin çocukları ya da binlerce Kıbrıs gazisi var aramızda.

Bu nedenle hangi görüşten olursa olsun siyasetçisinden, aydınına, gazetecisine varıncaya değin Kıbrıs konusunda herkes, hemen hemen aynı çizgide durarak "Kıbrıs" derdi.

Dikkat ederseniz geçmiş zamanla konuşuyorum. Son 5 yılda Kıbrıs için hem de en üst seviyede öyle ifadeler kullanıldı, öyle yaklaşımlar sergilendi ki bir taraftan anlayabilene aşk olsun, ama diğer taraftan da en hayati meselede ülkemizin getirildiği nokta açısından ibretle izlenecek bir süreç yaşıyoruz.

Kıbrıs üzerimizde kamburdurdan, Kıbrıs AB'ye girişimize engeldir, verelim kurtulalıma kadar neler neler...

Cengiz Çandar'ın Kıbrıs'ta kurulacak ve Rum oyunlarına karşı toplumu bilinçlendirme amacı güden sivil toplum örgütü (UHH) için, katil bir kuruluş mu üretiliyor dediğine şahit olduk. Son olarak bir politikacı, Abdullatif Şener'in Kıbrıs sorunu Kıbrıs'ta çözülmelidir diyerek tam anlamıyla Rum tezlerine destek verdiğini gördük.

Nereden nereye... Sessiz, derinden ve toplumsal psikolojiyi, işgale hazır hale getiren bir süreç yaşıyoruz.

Krizin oluşturduğu psikoloji

Ekonomik kriz ülkeyi öylesine bir yangın yerine çevirdi ki ateşin, toplumsal dinamiklerde oluşturduğu tahribat henüz değerlendirmeye alınmış değil. Krizlerimiz numaralandırılırken ve üçüncüsünün de hesapları yapılırken bu nokta bilinçli bir tercihle ve ısrarla gözden uzak tutuluyor.

Aslında o çok moda tabirle, bir toplumsal mühendislik projesiyle karşı karşıyayız.

Krizin çökerttiği insanımız kafası karışık, kalbi kırık ve bir cenderede sıkıştırılırcasına kör noktaya taşınıyor. İkinci bir deprem psikolojisine yakalanmış bir Türkiye fotoğrafı var önümüzde.

Bu ruh bozukluğunu bir kavramla ifade etmek gerekirse "kendine güvensizlik" diyebiliriz. İşletmesini kapatmak zorunda kalarak bugününü kaybetmiş, siyasetin çözüm üreteceğine dair ümidini yitirerek gelecek kaygısı hastalığına bulaşmış kitleler, umutsuzlukla ma'lul hale geliyorlar.

Toplumsal psikolojimizin bu noktaya taşınmasının ne kadar tehlikeli bir durum olduğunun altını çizmek, her halde çok önemli olsa gerek.

Toplumsal direncimizi yerle bir eden bu ruh halinin, ulusal güvenliğimizi tehtid eden boyutu "bu ülke kurtulmaz" fikri olarak karşımıza çıkıyor.

Bu ülke bu insanlarla kurtulmaz süreci beraberinde, dışarıdan birileri bizi yönetmezse biz kendimizi yönetemeyize kadar uzanan bir sapmayı ve aslında bir kişilik sorununuda beraberinde getiriyor.

Teklif ediyorum, sosyal patlamadan da daha riskli bu ruh hali MGK'nın gündeminde birinci sırada yer almalıdır. Sosyal patlama tehlikesi bir aktif tavrı beraberinde getiriyor. Diğerinde ise herşeyini kaybetmiş ya da kaybedeceğine inanmış bir psikoloji...

Hangisi daha tehlikeli?

Savaşlar meydanlarda kazanılır. Ancak savaşa çıkacak askerin de o meydana çıkması ve savaşı kazanacağa inanması şartıyla.

İşte kaybettiğimiz, ya da kaybettirilen duygu bu...

Prof. Dr. Haydar Baş misyonu

İki aya yakın bir süredir Prof. Dr. Haydar Baş Bey ile birlikte Anadoluyu geziyoruz. Prof. Baş, umutsuzluk girdabına kapılmış Anadolu için tarihi bir misyonu icra ediyor. Anadolu'ya siz herşeyi başarabilirsiniz, inanırsanız güçlüsünüz umudunu aşılıyor. ABD'siz, AB'siz olmaz diyenlere adeta meydan okuyor.

Ülkenin sorunlarını -altını çizerek yazıyorum- biz çözeriz diyor. Hem de 24 saatte bu ülkenin sorunlarını çözeriz.

Prof. Dr. Baş kuşkusuz bu cümleyi havada bırakmıyor. Çözüm önerilerini, formüllerini tek tek sıralıyor. Açık, net, somut ve Türkçe...

Fakat en az bu çözümler kadar önemli bir nokta varki o da, Prof. Dr. Baş'ın bir meydan okuma inandırıcılığıyla yaptığı bu çağrının insanımızda oluşturduğu kendine güven duygusu.

Şu ana kadar 19 İlde icra edilen ve hala devam eden buluşmalarda ABD'siz Türkiye kurtulmaz mantığıyla programa katılanlar, geceden Türkiye sorunlarını çözer inanmışlığıyla ayrılıyorlar.

Adeta parçalanan, kırılan, dökülen, umutsuz Anadolu Prof. Dr. Baş'ta kendini tazeliyor, geleceğine olan inancını yeniliyor.

Kurtuluş Savaşı'nın yapıldığı günlerdeki mandacı mantıkla aynı olan bu toplumsal hastalığın tedavisinin, yaşadığımız şu günler açısından taşıdığı önemi herhalde tahmin ediyorsunuz. Çünkü bu yıkılmış psikolojiye Güneydoğu, Kıbrıs ya da Ege de tavizler verdirmek zor olmaz. Toplumsal sağduyunun ele geçirilmesi, Türkiye'nin fiili işgallere hazır hale getirilmesi demektir.

Prof. Dr. Haydar Baş'ın misyonuna bir de bu açıdan bakmak lazım. Ne kadar da İstiklal Savaşı koşullarında yapılan mücadeleye benziyor değil mi?

Hem Maddede hem de Mânâda...
 
Ahmet Erimhan / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.