15 Temmuz, Türk milletinin demokrasiye ve milli egemenliğe sahip çıktığı tarihi günlerden biridir. O gece yaşananlar, millet iradesine pranga vurulamayacağını bütün dünyaya göstermiştir. Farklı siyasi görüşlere sahip milyonlarca insanın ortak paydası da budur: Bu ülkenin geleceğine ancak bu millet karar verir.
Ancak 15 Temmuz'u yalnızca bir darbe girişimi olarak değerlendirmek, yaşananları eksik okumak olur. Asıl üzerinde durulması gereken husus, milli egemenliği hedef alan tehlikelerin yıllar öncesinden fark edilip edilmediğidir.
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tehditlerin sadece silahla değil; ekonomiyle, eğitimle, medya üzerinden yürütülen algı operasyonlarıyla ve devlet kurumlarına sızan yapılar eliyle de gerçekleştirilebileceğini yıllarca anlattı.
Ona göre egemenlik, yalnızca sandıkta kullanılan oyla sınırlı değildi. Ekonomisini yönetemeyen, kendi kaynakları üzerinde söz sahibi olamayan, kararlarını dış baskılarla alan bir ülkenin tam bağımsızlığından söz edilemezdi.
Bu yüzden "Tam Bağımsız Türkiye" onun için bir siyasi slogan değil, bir devlet politikasıydı. Milli Ekonomi Modeli'ni ortaya koyarken de hedefi; üreten, kendi kaynaklarıyla büyüyen, ekonomik kararlarını kendisi veren ve hiçbir küresel merkezin vesayeti altına girmeyen güçlü bir Türkiye inşa etmekti.
Bugün dönüp baktığımızda, yıllar önce yapılan bu uyarıların ne kadar önemli olduğu daha net görülmektedir. Çünkü milli egemenlik; sadece sınırları korumak değil, ekonomiyi, hukuku, eğitimi ve devletin bütün kurumlarını milletin iradesi doğrultusunda ayakta tutabilmektir.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş da yayımladığı 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü mesajında bu anlayışı şu sözlerle ifade etti:
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Millet iradesine yönelen her türlü kötü niyetli müdahalenin karşısında demokrasiyi, hukuk devletini ve tam bağımsız Türkiye'yi savunmaya devam edeceğiz. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu vatan uğruna can veren kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi saygıyla ve minnetle anıyoruz. 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü kutlu olsun."
Bu mesaj, yalnızca bir anma metni değildir. Aynı zamanda milli egemenliğin günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutulması gerektiğini hatırlatan güçlü bir irade beyanıdır.
Bugün artık hepimize düşen görev, 15 Temmuz'u sadece yıldönümlerinde hatırlamak değil; o gecenin verdiği dersi her gün canlı tutmaktır. Çünkü milli egemenlik, bir kez kazanılıp sonsuza kadar garanti altına alınmış bir hak değildir. Korunmadığı takdirde zayıflar, ihmal edildiğinde yara alır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." sözü, Cumhuriyetimizin temel taşıdır. Bu ilkenin yaşaması ise yalnızca hukukla değil, güçlü bir ekonomiyle, milli birlik ruhuyla ve bağımsız bir devlet anlayışıyla mümkündür.
Dün darbeye karşı duran irade ne kadar kıymetliyse, bugün milletin ekonomik, siyasi ve sosyal bağımsızlığına sahip çıkmak da aynı derecede önemlidir. Çünkü egemenlik; sadece tanklara karşı değil, milleti kendi iradesinden uzaklaştıracak her türlü vesayet anlayışına karşı da korunmalıdır.
15 Temmuz'un bize bıraktığı en büyük miras şudur: Millet iradesi tartışmaya açılamaz, bağımsızlık pazarlık konusu yapılamaz ve bu vatanın egemenliği hiçbir şart altında teslim edilemez.
Ancak 15 Temmuz'u yalnızca bir darbe girişimi olarak değerlendirmek, yaşananları eksik okumak olur. Asıl üzerinde durulması gereken husus, milli egemenliği hedef alan tehlikelerin yıllar öncesinden fark edilip edilmediğidir.
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tehditlerin sadece silahla değil; ekonomiyle, eğitimle, medya üzerinden yürütülen algı operasyonlarıyla ve devlet kurumlarına sızan yapılar eliyle de gerçekleştirilebileceğini yıllarca anlattı.
Ona göre egemenlik, yalnızca sandıkta kullanılan oyla sınırlı değildi. Ekonomisini yönetemeyen, kendi kaynakları üzerinde söz sahibi olamayan, kararlarını dış baskılarla alan bir ülkenin tam bağımsızlığından söz edilemezdi.
Bu yüzden "Tam Bağımsız Türkiye" onun için bir siyasi slogan değil, bir devlet politikasıydı. Milli Ekonomi Modeli'ni ortaya koyarken de hedefi; üreten, kendi kaynaklarıyla büyüyen, ekonomik kararlarını kendisi veren ve hiçbir küresel merkezin vesayeti altına girmeyen güçlü bir Türkiye inşa etmekti.
Bugün dönüp baktığımızda, yıllar önce yapılan bu uyarıların ne kadar önemli olduğu daha net görülmektedir. Çünkü milli egemenlik; sadece sınırları korumak değil, ekonomiyi, hukuku, eğitimi ve devletin bütün kurumlarını milletin iradesi doğrultusunda ayakta tutabilmektir.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş da yayımladığı 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü mesajında bu anlayışı şu sözlerle ifade etti:
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Millet iradesine yönelen her türlü kötü niyetli müdahalenin karşısında demokrasiyi, hukuk devletini ve tam bağımsız Türkiye'yi savunmaya devam edeceğiz. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu vatan uğruna can veren kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi saygıyla ve minnetle anıyoruz. 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü kutlu olsun."
Bu mesaj, yalnızca bir anma metni değildir. Aynı zamanda milli egemenliğin günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutulması gerektiğini hatırlatan güçlü bir irade beyanıdır.
Bugün artık hepimize düşen görev, 15 Temmuz'u sadece yıldönümlerinde hatırlamak değil; o gecenin verdiği dersi her gün canlı tutmaktır. Çünkü milli egemenlik, bir kez kazanılıp sonsuza kadar garanti altına alınmış bir hak değildir. Korunmadığı takdirde zayıflar, ihmal edildiğinde yara alır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." sözü, Cumhuriyetimizin temel taşıdır. Bu ilkenin yaşaması ise yalnızca hukukla değil, güçlü bir ekonomiyle, milli birlik ruhuyla ve bağımsız bir devlet anlayışıyla mümkündür.
Dün darbeye karşı duran irade ne kadar kıymetliyse, bugün milletin ekonomik, siyasi ve sosyal bağımsızlığına sahip çıkmak da aynı derecede önemlidir. Çünkü egemenlik; sadece tanklara karşı değil, milleti kendi iradesinden uzaklaştıracak her türlü vesayet anlayışına karşı da korunmalıdır.
15 Temmuz'un bize bıraktığı en büyük miras şudur: Millet iradesi tartışmaya açılamaz, bağımsızlık pazarlık konusu yapılamaz ve bu vatanın egemenliği hiçbir şart altında teslim edilemez.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Egemenlik teslim edilmez / 17.07.2026
- Fakirliği yönetmek değil, zenginliği paylaşmak / 16.07.2026
- İnsafsız, vicdansız bu sistemde yaşamak zorunda mıyız? / 15.07.2026
- Genç bir lider, güçlü bir vizyon / 14.07.2026
- Milli Ekonomi Modeli: Dünün tezi, bugünün İhtiyacı / 13.07.2026
- Faiz enflasyonu düşürüyor mu, yoksa üretimi mi durduruyor? / 12.07.2026
- Enflasyon düşüyor deniliyor, peki vatandaş neden inanmıyor? / 11.07.2026
- Mesele, Atatürk’ü kabullenememek ama boşuna gayretler bunlar! / 10.07.2026
- Yarının Türkiye'sine notlar -4- / 09.07.2026
- Yarının Türkiye'sine notlar -3- / 08.07.2026
- Fakirliği yönetmek değil, zenginliği paylaşmak / 16.07.2026
- İnsafsız, vicdansız bu sistemde yaşamak zorunda mıyız? / 15.07.2026
- Genç bir lider, güçlü bir vizyon / 14.07.2026
- Milli Ekonomi Modeli: Dünün tezi, bugünün İhtiyacı / 13.07.2026
- Faiz enflasyonu düşürüyor mu, yoksa üretimi mi durduruyor? / 12.07.2026
- Enflasyon düşüyor deniliyor, peki vatandaş neden inanmıyor? / 11.07.2026
- Mesele, Atatürk’ü kabullenememek ama boşuna gayretler bunlar! / 10.07.2026
- Yarının Türkiye'sine notlar -4- / 09.07.2026
- Yarının Türkiye'sine notlar -3- / 08.07.2026






















































