Olacağı buydu. Her yıl iğrençliklerine tahammül etmekle yetinmeyip, başımıza çıkardığımız Anzaklar sonunda Çanakkale topraklarını da istediler. Atalarının bu toprakları 250 bin kayıp vermelerine rağmen elde edemediklerini çabuk unutan Anzaklar ve diğer işgal güçleri, Türkün gerekirse bir 250 bin şehit daha verip ama yine de topraklarını veremeyeceğini anlamamış galiba.
Atalarını anma bahanesiyle Çanakkale'ye gelen Avustralya Başbakanı John Howard ve Yeni Zelanda Başbakanı Helen Clark, Orman Bakanı Osman Pepe'den resmen Çanakkale'yi istediler. Çanakkale'nin uluslararası bir statüye kavuşturulması, Tarih ve Doğa Parkı olarak Çanakkale'de savaşan 7 ülke tarafından ortak bir yönetimle yeniden ele alınmasını teklif etme cür'eti gösteren Clark ve Howard, Gelibolu Yarımadası'nın, savaşta büyük kayıplar veren Türkiye, İngiltere, Avustralya, Yeni Zelanda, Fransa, Kanada ve Hindistan arasında oluşturulacak ortak bir Uluslararası Platform tarafından dönüşümlü olarak yönetilmesini de istiyorlar.
Uzun süredir plan ve hesapları yapıldığı anlaşılan bu projenin ikinci ayağında, bu ülkelerin en fazla kayıp verdiği bölgeleri tıpkı büyükelçilik toprağı gibi o ülkeye tahsis edilmesi ve kendi gelenek ve göreneklerine göre dizayn etmesi bulunuyor. Yani Çanakkale toprakları 7 ülke arasında paylaştırılacak ve kim hangi bölgede çok kayıp vermişse o bölge onun toprakları olacak.
Zaman değişti, artık topla tüfekle, 250 bin kayıp vererek toprak alınmıyor.
5- 10 yıl ataları yad etme bahanesiyle gelip gideceksiniz, şafak ayinleri düzenleyeceksiniz, o ülkenin başbakanını, devlet adamlarını ve medyasını arkanıza alıp milli marşlarınıza, dini ayinlerinize ortak edeceksiniz ve ardından toprak talebini araya sokuşturacaksınız. Tabii ilk defasında kabul etmelerini beklemeyin ama bu teklifi yapıyor olabilmeniz bile başlı başına bir başarıdır. Birkaç sene bu teklifi yinelersiniz, medyayı da kullanarak kamuoyunu bu teklife alıştırırsınız ve son olarak da konuyu AB ve AİHM gibi Türkiye'den parça koparmaktan büyük memnuniyet duyacak uluslar arası kuruluşların gündemine taşırsınız.
Sonra ne mi olur? Olacağı şu; ABD'nin de olaya el atmasıyla birlikte konu iyice kaypaklaşır, Türkiye'ye "insan hakları bağlamında Çanakkale'nin konumunu gözden geçir" talimatı dayatılır. Türkiye de AİHM'nin bölücübaşı Öcalan'ın yeniden yargılanmasını istemesi karşısında takınacağı tavrı takınır, AB'den gelen hiçbir talebi reddetmediği gibi bu talebi de geri çevirmez!
Bütün bu söylediklerim, şu anki hükümet başta kaldığı ve gerçekler Türk halkından gizlenmeye devam ettiği sürece gerçekleşebilir. Yoksa 1915'te çeyrek milyon şehit verip düşmanı Çanakkale'den geçirmeyen Türk halkı, bugün de Kürdü, Lazı, Çerkeziyle gerekirse yarım milyon şehit verir ama yine de Çanakkale'yi vermez.
***
Türk askeri güneş gözlüğü neden taksın ki?
Başbakan Erdoğan'ın danışmanı ve tercümanı Egemen Bağış, ABD askerlerinin Afganistan'daki kötü imajlarını döndürüp dolaştırıp güneş gözlüğü takmalarına bağlamış. Bağış, "ABD'li askerler gözlük takarak, Afgan halkında antipati uyandırıyor" diyor ve ekliyor "Afganistan'daki Türk askeri gözlük takmadığı için Afgan halkına göz temasıyla güven veriyor."
Öncelikle şunu belirtelim ki, ABD askerinin tüm dünyaya yayılan iğrenç imajının, taktığı güneş gözlüğüyle bir ilgisi yok. ABD'nin kötü imajı; katlettiği yüzbinler, yetim ve dul bıraktığı yüzbinler, yıktığı ocaklar, bağımsızlıklarını ellerinden alıp zulüm, kan ve gözyaşına mahkum ettiği ülkelerden kaynaklanıyor. ABD askerlerinin taktıkları güneş gözlükleri olsa olsa, gözlerindeki canilik, hırs, intikam ve vahşiliği gizlemek içindir.
Türk askerinin Afgan halkına verdiği güvene gelince? Türk askeri dünyanın her yerinde aynı güveni veriyor ve bu, neredeyse bin yıldır devam eden "barış misyonu"ndan kaynaklanıyor. Türk askeri gittiği yere barışı, huzuru, sükûnu, adaleti ve emniyeti götürüyor. Türk askerinin asıl teması kalpte başlıyor. Bakışlardaki ilişki, bu güvenin göze yansımasından başka bir şey değil.
Atalarını anma bahanesiyle Çanakkale'ye gelen Avustralya Başbakanı John Howard ve Yeni Zelanda Başbakanı Helen Clark, Orman Bakanı Osman Pepe'den resmen Çanakkale'yi istediler. Çanakkale'nin uluslararası bir statüye kavuşturulması, Tarih ve Doğa Parkı olarak Çanakkale'de savaşan 7 ülke tarafından ortak bir yönetimle yeniden ele alınmasını teklif etme cür'eti gösteren Clark ve Howard, Gelibolu Yarımadası'nın, savaşta büyük kayıplar veren Türkiye, İngiltere, Avustralya, Yeni Zelanda, Fransa, Kanada ve Hindistan arasında oluşturulacak ortak bir Uluslararası Platform tarafından dönüşümlü olarak yönetilmesini de istiyorlar.
Uzun süredir plan ve hesapları yapıldığı anlaşılan bu projenin ikinci ayağında, bu ülkelerin en fazla kayıp verdiği bölgeleri tıpkı büyükelçilik toprağı gibi o ülkeye tahsis edilmesi ve kendi gelenek ve göreneklerine göre dizayn etmesi bulunuyor. Yani Çanakkale toprakları 7 ülke arasında paylaştırılacak ve kim hangi bölgede çok kayıp vermişse o bölge onun toprakları olacak.
Zaman değişti, artık topla tüfekle, 250 bin kayıp vererek toprak alınmıyor.
5- 10 yıl ataları yad etme bahanesiyle gelip gideceksiniz, şafak ayinleri düzenleyeceksiniz, o ülkenin başbakanını, devlet adamlarını ve medyasını arkanıza alıp milli marşlarınıza, dini ayinlerinize ortak edeceksiniz ve ardından toprak talebini araya sokuşturacaksınız. Tabii ilk defasında kabul etmelerini beklemeyin ama bu teklifi yapıyor olabilmeniz bile başlı başına bir başarıdır. Birkaç sene bu teklifi yinelersiniz, medyayı da kullanarak kamuoyunu bu teklife alıştırırsınız ve son olarak da konuyu AB ve AİHM gibi Türkiye'den parça koparmaktan büyük memnuniyet duyacak uluslar arası kuruluşların gündemine taşırsınız.
Sonra ne mi olur? Olacağı şu; ABD'nin de olaya el atmasıyla birlikte konu iyice kaypaklaşır, Türkiye'ye "insan hakları bağlamında Çanakkale'nin konumunu gözden geçir" talimatı dayatılır. Türkiye de AİHM'nin bölücübaşı Öcalan'ın yeniden yargılanmasını istemesi karşısında takınacağı tavrı takınır, AB'den gelen hiçbir talebi reddetmediği gibi bu talebi de geri çevirmez!
Bütün bu söylediklerim, şu anki hükümet başta kaldığı ve gerçekler Türk halkından gizlenmeye devam ettiği sürece gerçekleşebilir. Yoksa 1915'te çeyrek milyon şehit verip düşmanı Çanakkale'den geçirmeyen Türk halkı, bugün de Kürdü, Lazı, Çerkeziyle gerekirse yarım milyon şehit verir ama yine de Çanakkale'yi vermez.
***
Türk askeri güneş gözlüğü neden taksın ki?
Başbakan Erdoğan'ın danışmanı ve tercümanı Egemen Bağış, ABD askerlerinin Afganistan'daki kötü imajlarını döndürüp dolaştırıp güneş gözlüğü takmalarına bağlamış. Bağış, "ABD'li askerler gözlük takarak, Afgan halkında antipati uyandırıyor" diyor ve ekliyor "Afganistan'daki Türk askeri gözlük takmadığı için Afgan halkına göz temasıyla güven veriyor."
Öncelikle şunu belirtelim ki, ABD askerinin tüm dünyaya yayılan iğrenç imajının, taktığı güneş gözlüğüyle bir ilgisi yok. ABD'nin kötü imajı; katlettiği yüzbinler, yetim ve dul bıraktığı yüzbinler, yıktığı ocaklar, bağımsızlıklarını ellerinden alıp zulüm, kan ve gözyaşına mahkum ettiği ülkelerden kaynaklanıyor. ABD askerlerinin taktıkları güneş gözlükleri olsa olsa, gözlerindeki canilik, hırs, intikam ve vahşiliği gizlemek içindir.
Türk askerinin Afgan halkına verdiği güvene gelince? Türk askeri dünyanın her yerinde aynı güveni veriyor ve bu, neredeyse bin yıldır devam eden "barış misyonu"ndan kaynaklanıyor. Türk askeri gittiği yere barışı, huzuru, sükûnu, adaleti ve emniyeti götürüyor. Türk askerinin asıl teması kalpte başlıyor. Bakışlardaki ilişki, bu güvenin göze yansımasından başka bir şey değil.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Alperen Polat / diğer yazıları
- Sadaka sosyalizmi / 17.04.2013
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012































































































