İçinde Star grubunun, Nazlı Ilıcak'ın çokça geçtiği, aslında sözü edilenler kadar edilmeyenlerin (!) daha önemli olduğu bir basın-hükûmet polemiği yaşıyoruz. Tartışma hiç değilse bir boyutu ile emin olun tatlısu muhabbetinin ötesine geçmiyor. Çünkü bu alemde kimin ne yapıp yapmadığını bilmeyen mi var? Sevgili hükûmet bunun dışında bir yerde mi duruyor sanki?
Belediye başkanlığı döneminden kalan dostluklarda (!) neler yok ki? Bir zamanlar muhafazakar (neyi muhafaza etmişse) bir kanalda akan suyun başını tutan, şimdilerde Emin Çölaşan'ın kazandırıdığı bir kavramla "sınırsız ve koşulsuz liboş" arkadaş konuşsa da neler olduğunu öğrenebilsek. Hiç şüphem yok bildiklerinin-yaşadıklarının zekatı hepimizi en az 1 yıl ihyâ eder?
Konuşabilir mi? Hayır, asla!
Niçin, çünkü, yerler dar, çünkü olayın aktörleri aynı insancıklar!
Bu kardeşimiz bir gazeteden diğerine geçerken acaba kimler aracılık etmiş? Londra'ya film seyretmeye gitmenin bedeli acaba nasıl kazanılmış?
Bahsettiğimiz adresten başlamamızın sebebi konuyu gündeme taşımasından kaynaklanıyor. Yoksa özel hiçbir anlamı yok. Yukarıda da belirttiğimiz gibi şanlı Türk medyasının bu konuda hasıla (!) problemi yaşamaz ve yaşamayacaktır da...
Ama 3 isimli arkadaş küçük bir kıskançlık krizi geçiriyor olabilir. Çünkü Başbakanı danışmanlarla paylaşmak gerçekten de kolay olmayabilir!
***
Nazlı Ilıcak tartışmaların odağına oturmuş durumda. Tercüman'ın sorunlarla dolu olduğunu bilmeyenimiz yok! Hem aile içinde, hem de gazetede finans sorunları ayyuka çıkmış durumda. Ancak burada küçük bir di'li geçmiş zaman kullanarak "idi" diyebiliriz. Çünkü Ilıcaklar epeyce rahtladılar. Gazete biliyorsunuz büyük oranda el değiştirdi.
Bir o kadar önemli konu da gazetenin derin bir finansörünün olduğuna ilişkin iddialar! İlgili finansör sağlık sorunları (!) nedeniyle epeydir yurt dışında yaşıyor. Bahsettiğimiz grup yine epeydir medya ve basın ile ilgileniyor! Hem de esaslı bir şekilde.
Yetiştirdikleri elemanları sakal-bıyık keserek çeşitli basın kuruluşlarına yerleştiriyorlar. Duruma göre, ortaya çıkan çeşitli varyasyonlara göre de mâli ve kadro açısından finanse ettikleri bu kuruluşları tetikçi olarak kullanıyorlar. Böylece ve güya kendilerini sağlama almış oluyorlar!
Yani yorulmadan-yıpranmadan maça 1-0 galip başlayacaklar. En azından öyle olacağını zannediyorlar!
***
Biz medya-hükûmet-küçüğü ile büyüğü ile dağları ben yarattım tartışmasına yeniden dönelim.
Basının mümtaz (!) kalemleri gerçekleri öğrenmek, iş takipçilerini bilmek istiyorlarsa bence bir soruda gazetelerini idare eden genel yayın yönetmenlerine sorsunlar. Ne hikmetse o kısım boş geçiliyor çünkü! Sorsunlar bakalım kim kimden hangi randevuyu alıp, neyi talep ediyor?
Niye konu sadece siyasetçilere sorulmakla kalınıyor ki?
Esasında "hükûmet-iş takibi" tartışmanın çok da anlamlı bir tarafını oluşturmuyor. İşin derinine CIA'i koymadan, ABD'den gelen maaşları ortaya saçmadan bu konu eksik kalır. O kadar eksik kalır ki sadece kayıkçı kavgası yapmakla yetinmiş oluruz. Kim bilir, birgün arşivler açılır da kimin kim olduğunu anlamış oluruz.
"O kadar beklemeye tahammülüm yok" diyorsanız önerim, yazılanların zamanlamasına dikkat edin ve sadece dikkatlice okuyun olacaktır. Her şey o kadar göz önündeki bu kadarı bile şifreleri çözmeye yetecektir.
Belediye başkanlığı döneminden kalan dostluklarda (!) neler yok ki? Bir zamanlar muhafazakar (neyi muhafaza etmişse) bir kanalda akan suyun başını tutan, şimdilerde Emin Çölaşan'ın kazandırıdığı bir kavramla "sınırsız ve koşulsuz liboş" arkadaş konuşsa da neler olduğunu öğrenebilsek. Hiç şüphem yok bildiklerinin-yaşadıklarının zekatı hepimizi en az 1 yıl ihyâ eder?
Konuşabilir mi? Hayır, asla!
Niçin, çünkü, yerler dar, çünkü olayın aktörleri aynı insancıklar!
Bu kardeşimiz bir gazeteden diğerine geçerken acaba kimler aracılık etmiş? Londra'ya film seyretmeye gitmenin bedeli acaba nasıl kazanılmış?
Bahsettiğimiz adresten başlamamızın sebebi konuyu gündeme taşımasından kaynaklanıyor. Yoksa özel hiçbir anlamı yok. Yukarıda da belirttiğimiz gibi şanlı Türk medyasının bu konuda hasıla (!) problemi yaşamaz ve yaşamayacaktır da...
Ama 3 isimli arkadaş küçük bir kıskançlık krizi geçiriyor olabilir. Çünkü Başbakanı danışmanlarla paylaşmak gerçekten de kolay olmayabilir!
***
Nazlı Ilıcak tartışmaların odağına oturmuş durumda. Tercüman'ın sorunlarla dolu olduğunu bilmeyenimiz yok! Hem aile içinde, hem de gazetede finans sorunları ayyuka çıkmış durumda. Ancak burada küçük bir di'li geçmiş zaman kullanarak "idi" diyebiliriz. Çünkü Ilıcaklar epeyce rahtladılar. Gazete biliyorsunuz büyük oranda el değiştirdi.
Bir o kadar önemli konu da gazetenin derin bir finansörünün olduğuna ilişkin iddialar! İlgili finansör sağlık sorunları (!) nedeniyle epeydir yurt dışında yaşıyor. Bahsettiğimiz grup yine epeydir medya ve basın ile ilgileniyor! Hem de esaslı bir şekilde.
Yetiştirdikleri elemanları sakal-bıyık keserek çeşitli basın kuruluşlarına yerleştiriyorlar. Duruma göre, ortaya çıkan çeşitli varyasyonlara göre de mâli ve kadro açısından finanse ettikleri bu kuruluşları tetikçi olarak kullanıyorlar. Böylece ve güya kendilerini sağlama almış oluyorlar!
Yani yorulmadan-yıpranmadan maça 1-0 galip başlayacaklar. En azından öyle olacağını zannediyorlar!
***
Biz medya-hükûmet-küçüğü ile büyüğü ile dağları ben yarattım tartışmasına yeniden dönelim.
Basının mümtaz (!) kalemleri gerçekleri öğrenmek, iş takipçilerini bilmek istiyorlarsa bence bir soruda gazetelerini idare eden genel yayın yönetmenlerine sorsunlar. Ne hikmetse o kısım boş geçiliyor çünkü! Sorsunlar bakalım kim kimden hangi randevuyu alıp, neyi talep ediyor?
Niye konu sadece siyasetçilere sorulmakla kalınıyor ki?
Esasında "hükûmet-iş takibi" tartışmanın çok da anlamlı bir tarafını oluşturmuyor. İşin derinine CIA'i koymadan, ABD'den gelen maaşları ortaya saçmadan bu konu eksik kalır. O kadar eksik kalır ki sadece kayıkçı kavgası yapmakla yetinmiş oluruz. Kim bilir, birgün arşivler açılır da kimin kim olduğunu anlamış oluruz.
"O kadar beklemeye tahammülüm yok" diyorsanız önerim, yazılanların zamanlamasına dikkat edin ve sadece dikkatlice okuyun olacaktır. Her şey o kadar göz önündeki bu kadarı bile şifreleri çözmeye yetecektir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ahmet Erimhan / diğer yazıları
- Sahili olmayan umman / 14.04.2022
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 09.06.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 06.06.2021
- Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener / 17.05.2021
- Ermeni Meselesi ve Gerçekler / 25.04.2021
- Osmanlı İslamı / 18.04.2021
- Sensizlik, benim şiirim / 11.04.2021
- Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder / 04.04.2021
- Dünya bir leştir, taliplileri köpektir! / 28.03.2021
- Rüzgâr eken fırtına biçer / 23.03.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 09.06.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 06.06.2021
- Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener / 17.05.2021
- Ermeni Meselesi ve Gerçekler / 25.04.2021
- Osmanlı İslamı / 18.04.2021
- Sensizlik, benim şiirim / 11.04.2021
- Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder / 04.04.2021
- Dünya bir leştir, taliplileri köpektir! / 28.03.2021
- Rüzgâr eken fırtına biçer / 23.03.2021


































































































