Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi, bir soru önergesine verdiği cevapta, 1 Ocak 2016'dan 30 Nisan 2017 tarihine kadar Türkiye'nin 12 milyar 208 milyon 279 bin 134 dolar değerinde, 17,6 milyon ton gıda ürünü ithal ettiğini açıkladı.
Türkiye, uygulanan yanlış tarım politikaları sebebiyle yüzü aşkın ülkeden yüzlerce gıda ürünü ithal ediyor ve Tüfenkçi'nin açıkladığı gibi bu ithalata büyük bir servet ödüyoruz.
Tarım ürünleri ithalatında buğday önemli bir yer tutmaktadır.
Türkiye'nin buğday üretimi kapasitesinin en az 50 milyon ton olduğu uzmanlarca ifade edilmektedir. Durum bu olmasına rağmen, buğday üretimi verimli bir şekilde yapıldığı zaman Türkiye buğday ihracatı ile büyük bir servet elde edebilecekken, maalesef buğday ithalatına büyük paralar ödüyoruz.
Bugün üretebildiğimiz buğday 17-18 milyon ton civarında, yani 50 milyon kapasitemizin çok çok altında? Buğday ekim alanlarımız hızla eriyor; 2004 yılında 93 milyon dönüm iken, 2014 yılında 77 milyon dönüme düştü.
AKP iktidara gelmeden önce 2001 yılında buğday ithalatına 49 milyon 621 bin dolar ödüyorduk; 2014 yılında buğday ithalatına ödediğimiz rakam kat kat artarak 1 milyar 545 milyon 853 dolara yükseldi.
50 milyon dolar nerede, 1,5 milyar dolar nerede?
Cumhuriyetimizin ilk yıllarında karasabanla, ilkel şartlarda ürettiğimiz buğday, Osmanlı'dan kalan borçları ödememiz için, cari fazla vermemiz için bir gelir kapısıyken; bugün son model tarım makineleriyle üretim yapmamıza rağmen, cari açığımızın temel nedenlerinden biri haline geldi. Tarım ürünlerinde, gıdada artık bağımlı bir ülkeyiz.
Elbette ki bu sadece para kaybetmemiz anlamına gelmemektedir, tarım ürünlerinde bağımlılık çok farklı tehlikelerin ve tehditlerin de habercisidir.
Dünya tarım ihracatındaki payını yüzde 2,5'lardan yüzde 80'lerin üzerine taşıyan ABD'nin Dışişleri eski Bakanı Henry Kissenger, ABD'nin tarım stratejisini şu şekilde özetlemektedir: "Arapların petrol silahı varsa, bizim de tahıl silahımız var. Petrolsüz yaşanabilir, ama tahılsız asla?" Yani tarım artık bir silah olarak ifade edilmektedir.
Bugün Katar örneğinde bunu açıkça görüyoruz değil mi? Adamlar petrol zengini, kişi başı gelirleri zirvede ama uygulanan ambargo sebebiyle yiyecek derdine düşüverdiler.
Paran, servetin olsa bile yiyecek gıda bulamadıktan sonra sana ne faydası olacak?
Dünyaca ünlü Milli Ekonomi Modeli'nin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş, yıllardır tarımın en stratejik sektör olduğunu vurgulamaktadır.
Sayın Baş, tarımla ilgili bir makalesinde şunları ifade etmektedir:
"Dışa bağımlı bir tarım politikasının uygulandığı ülkelerde, en ufak bir kriz durumu söz konusu olduğu takdirde ciddi besin sıkıntısının ortaya çıkması kaçınılmazdır.
Bu itibarla tarım konusu stratejik öneme sahip bir meseledir.
Türkiye dünyanın kendi kendine yeten yedi tarım ülkesinden biri iken uygulanan yanlış politikalar sebebiyle neredeyse bütün ürünlerini dışarıdan ithal eder bir hale gelmiştir.
Gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkeleri tam bağımlı hale getirebilmek için kullandığı silahlardan biri de tarımdır.
ABD başta olmak üzere pek çok gelişmiş devlet tarım programında yüksek meblağlarda tarımı destekleme fonları ayırırken, üretilen tarım ürünlerinin tamamı da devlet koruması altındadır."
Prof. Dr. Baş, tarımın önemini bu şekilde ifade ederken, Milli Ekonomi Modeli'nde belirttiği milli tarım politikasıyla da ülkelerin bu noktada bağımlılıktan nasıl kurtulabileceğinin formüllerini de ortaya koymaktadır.
Tarım alanlarının yeniden belirlenmesi, korunması, planlı tarım yapılması, üretme kabiliyeti olan çiftçiye üretim için bedava toprak tahsis edilmesi, çiftçi tohumunu tarlaya ekmeden yüzde 50 avans verilmesi, ürün alım garantisi verilmesi, tarım üretimi için gerekli olan mazot, gübre, su gibi ihtiyaçların 5 yıl süreyle bedava verilmesi, çiftçinin ve tarlasının devlet eliyle sigortalanması ve daha birçok projeyle Prof. Dr. Baş tarım üretimini zirveye taşıyacak formülleri yıllardır söylüyor, anlatıyor.
Ama milletimiz Sayın Baş'ın bu tarihi çözümlerine kör, sağır ve dilsiz?
Sayın Baş'a sırt dönmemizin bedelini bugün cari açık, borçlanma, ithal ve sağlıksız ürünler kullanma olarak ödüyoruz ama yarın açlıkla, kıtlıkla, yoklukla ve de işgalle ödeyeceğiz.
Artık ayıkmak zorundayız.
Türkiye, uygulanan yanlış tarım politikaları sebebiyle yüzü aşkın ülkeden yüzlerce gıda ürünü ithal ediyor ve Tüfenkçi'nin açıkladığı gibi bu ithalata büyük bir servet ödüyoruz.
Tarım ürünleri ithalatında buğday önemli bir yer tutmaktadır.
Türkiye'nin buğday üretimi kapasitesinin en az 50 milyon ton olduğu uzmanlarca ifade edilmektedir. Durum bu olmasına rağmen, buğday üretimi verimli bir şekilde yapıldığı zaman Türkiye buğday ihracatı ile büyük bir servet elde edebilecekken, maalesef buğday ithalatına büyük paralar ödüyoruz.
Bugün üretebildiğimiz buğday 17-18 milyon ton civarında, yani 50 milyon kapasitemizin çok çok altında? Buğday ekim alanlarımız hızla eriyor; 2004 yılında 93 milyon dönüm iken, 2014 yılında 77 milyon dönüme düştü.
AKP iktidara gelmeden önce 2001 yılında buğday ithalatına 49 milyon 621 bin dolar ödüyorduk; 2014 yılında buğday ithalatına ödediğimiz rakam kat kat artarak 1 milyar 545 milyon 853 dolara yükseldi.
50 milyon dolar nerede, 1,5 milyar dolar nerede?
Cumhuriyetimizin ilk yıllarında karasabanla, ilkel şartlarda ürettiğimiz buğday, Osmanlı'dan kalan borçları ödememiz için, cari fazla vermemiz için bir gelir kapısıyken; bugün son model tarım makineleriyle üretim yapmamıza rağmen, cari açığımızın temel nedenlerinden biri haline geldi. Tarım ürünlerinde, gıdada artık bağımlı bir ülkeyiz.
Elbette ki bu sadece para kaybetmemiz anlamına gelmemektedir, tarım ürünlerinde bağımlılık çok farklı tehlikelerin ve tehditlerin de habercisidir.
Dünya tarım ihracatındaki payını yüzde 2,5'lardan yüzde 80'lerin üzerine taşıyan ABD'nin Dışişleri eski Bakanı Henry Kissenger, ABD'nin tarım stratejisini şu şekilde özetlemektedir: "Arapların petrol silahı varsa, bizim de tahıl silahımız var. Petrolsüz yaşanabilir, ama tahılsız asla?" Yani tarım artık bir silah olarak ifade edilmektedir.
Bugün Katar örneğinde bunu açıkça görüyoruz değil mi? Adamlar petrol zengini, kişi başı gelirleri zirvede ama uygulanan ambargo sebebiyle yiyecek derdine düşüverdiler.
Paran, servetin olsa bile yiyecek gıda bulamadıktan sonra sana ne faydası olacak?
Dünyaca ünlü Milli Ekonomi Modeli'nin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş, yıllardır tarımın en stratejik sektör olduğunu vurgulamaktadır.
Sayın Baş, tarımla ilgili bir makalesinde şunları ifade etmektedir:
"Dışa bağımlı bir tarım politikasının uygulandığı ülkelerde, en ufak bir kriz durumu söz konusu olduğu takdirde ciddi besin sıkıntısının ortaya çıkması kaçınılmazdır.
Bu itibarla tarım konusu stratejik öneme sahip bir meseledir.
Türkiye dünyanın kendi kendine yeten yedi tarım ülkesinden biri iken uygulanan yanlış politikalar sebebiyle neredeyse bütün ürünlerini dışarıdan ithal eder bir hale gelmiştir.
Gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkeleri tam bağımlı hale getirebilmek için kullandığı silahlardan biri de tarımdır.
ABD başta olmak üzere pek çok gelişmiş devlet tarım programında yüksek meblağlarda tarımı destekleme fonları ayırırken, üretilen tarım ürünlerinin tamamı da devlet koruması altındadır."
Prof. Dr. Baş, tarımın önemini bu şekilde ifade ederken, Milli Ekonomi Modeli'nde belirttiği milli tarım politikasıyla da ülkelerin bu noktada bağımlılıktan nasıl kurtulabileceğinin formüllerini de ortaya koymaktadır.
Tarım alanlarının yeniden belirlenmesi, korunması, planlı tarım yapılması, üretme kabiliyeti olan çiftçiye üretim için bedava toprak tahsis edilmesi, çiftçi tohumunu tarlaya ekmeden yüzde 50 avans verilmesi, ürün alım garantisi verilmesi, tarım üretimi için gerekli olan mazot, gübre, su gibi ihtiyaçların 5 yıl süreyle bedava verilmesi, çiftçinin ve tarlasının devlet eliyle sigortalanması ve daha birçok projeyle Prof. Dr. Baş tarım üretimini zirveye taşıyacak formülleri yıllardır söylüyor, anlatıyor.
Ama milletimiz Sayın Baş'ın bu tarihi çözümlerine kör, sağır ve dilsiz?
Sayın Baş'a sırt dönmemizin bedelini bugün cari açık, borçlanma, ithal ve sağlıksız ürünler kullanma olarak ödüyoruz ama yarın açlıkla, kıtlıkla, yoklukla ve de işgalle ödeyeceğiz.
Artık ayıkmak zorundayız.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026
- Zorbalıkla payidar olunsaydı, Roma İmparatorluğu ayakta kalırdı / 06.01.2026
- ABD, İran'da bir "Acem Baharı" mı planlıyor? / 03.01.2026
- Bizi ‘demokratik siyaset’ diyerek mi bölecekler? / 02.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026
- Zorbalıkla payidar olunsaydı, Roma İmparatorluğu ayakta kalırdı / 06.01.2026
- ABD, İran'da bir "Acem Baharı" mı planlıyor? / 03.01.2026
- Bizi ‘demokratik siyaset’ diyerek mi bölecekler? / 02.01.2026























































































